Varoş

İktidarın bugüne kadar güvendiği ve kurnazlıkla başardığı şey, toplumun içindeki yarıkları çok iyi tespit etmiş olmasıdır. Bu durum, kendisinin senelerdir güçlenerek ayakta durmasının da ana sebebidir.

Doğru ve olması gereken düşünce, kişi kendisinden daha iyisini yönetici olarak kendisine atamasıdır. Ancak bizim gibi gelişimini ilerletememiş kültürde kişi kendisi gibi gördüğünü yönetici olarak atamaktadır. Ortada bir garip bir durum var ki bu durum tamamıyla eğitime bağlıdır. Esas olması gereken toplumu oluşturan bireyin kendisini geliştirmesidir. Günümüzde eğitim, siyasi bir olgu olarak dizayn edilmektedir ki bireyler gelecekte verecekleri kararları alırken maniple edilebilsinler.

“Demokrasi bir eğitim işidir.
Eğitimsiz kişilerce demokrasiye geçilirse oligarşi olur.
Devam edilirse demagoglar türer,
demagoglardan da diktatörler çıkar.”

Eflatun / Platon

Az gelişmiş yada gelişmekte olan ülkelerde toplum içindeki farklılıklar daha bariz olarak kendini belli eder. Türkiye de milli mücadeleden sonra nüfusun büyük bölümü kırsal kesimlerde yaşantılarını sürdürmekteydi. Bu çok doğal bir durumdur. Çünkü Türkiye esasen bir tarım toplumudur. Zaten birkaç büyük şehrin dışında Şehirler de köyleri bir arada tutan büyük pazardan öteye gidememekteydi. Bu sebeptendir ki “Şehir – Köy” ayrımı dışında bir de “Taşra” kavramı oluşmuştur. Taşradaki büyük yaşam zorlukları ve medyanın da etkisiyle şehirlerdeki yaşantıları bu zorluklardan uzak olarak yanlış algının köpürtülmesi, şehirlere olan göçün hızlanmasına yol açtı. Taşra ile şehir aristokrasi arasındaki fark TRT’nin ilk zamanlardaki eğitici yayınları ile kapatılmak istense de, özel kanalların devreye girmesiyle iyice açıldı. Zaten Köy enstitülerinin kuruluş felsefesinde de bu açığın kapatılması, dolaylı yoldan istenmekteydi. Köy enstitülerinin amaçlarında Türkiye’nin her noktasında aynı ve eşit eğitim imkanlarının sağlanması hedeflenmekteydi. Ama siyaset hep kendi çıkarları uğruna bu ayrımı körükledi.

80 li yıllardan sonra hızlanmaya başlayan bu göç dalgası, taşranın kendine özgü dinamiklerini heterojen yapıda kente göç edenin kültürünü de değişime uğratmıştı. Artık o da yüzyılların folklorik birikiminden uzaklaşmıştı.bu bağlamda bir yoksulluk kültürü gelişir varoşlarda. bu kültürdeki vatandaş, umursamazdır, daha iyiyi, güzeli, estetiği aramak gibi bir derdi yoktur. Üstelik bu kültürün biraz “protest” yanı da vardır. Fakat asla o toplum kesiminin doğal gelişim sürecinin bir ürünü değildir. Varoş halkı artık asla köylü değildir. Gerçekte bu insanlar, varoş gençliği iç dünyalarında amansız bir çatışmanın içindedirler. Milletin efendisi köylü, kendisini varoşların istenmeyen hibrit bir toplumuna dönüştürmüştür.

İşte senelerdir toplumun içindeki bu hibrit yapı, bireyin kendi adına karar verme mekanizmalarını kolay manipüleye açık konuma getirmiştir ki siyasetin tam da istediği profil budur. Neden? Normal şartlar altında bir birey kendisini yönetecek birisini seçecek ise, bu kişi kendisinden o konuda daha güçlü, yetenekli ya da konu neyse o konuda daha iyi olmasını ister. Mesela savaşçı bir toplumun lideri savaşta, düşmana en çok zarar verebilenlerden seçilir. Ya da bir fabrikada yapılan işi en iyi bilen o fabrikanın ustabaşısı olur. Ya bu kişi kendine siyasi bir yapı içinden var etti ise?

Bana garip gelen düşünce bunun nasıl kabullenildiğidir. Ama konuyu bu seçimi yapanların gözünden baktığımda anlamlı bir sonuç olabildiğince uzak geliyor. Başta da dediğim gibi bu iktidarın kurnazlıkla başardığı çatlak bu noktadadır. Bu hibrit kültürde ezilmişlik o kadar içselleştirilmiş ki birey seçimini yaparken kendisi gibi gördüğünü sahipleniyor. Halbuki yönetim böyle bir şey değildir. Yönetim yöneticinin yönettiğiyle ilgili meziyetini ortaya çıkarmalıdır. Yani bir ülkede ekonomiyi idare edecek olan kişi Ekonomiyi eni iyi anlayanların arasından seçilir. Ama devamlı ortaya konulmaya çalışılan bu mağdurluk durumu tam da bu bahsi geçen kültürle ilgilidir. Ve bu mağduriyet 18 senedir tek başına idare edilmesine rağmen bir türlü düzeltilememiştir. Bu şekilde karar veren birey “yahu! Sen kendini kurtaramamışsın. Beni nasıl kurtaracaksın?” Diye sormaz mı?

Esasen senin gibi düşünen değil. Bilakis yapıp ettikleri ile seni hayrete düşüren ve bu bağlamda taktir edilebilen hareketler sergileyenlerden olmalı idareci.

Peki bizi idare edenler Siyasi mi olmalı Politikacı mı? Yoksa Devlet adamı mı? Tanımlarımızı düzgün yapmalıyız. Bunun yapılabilirliğini bile ortaya koymak, sonuca varmasak bile bizi varoş kültüründen uzaklaştırır.

Umalım ki bir gün entelektüel şehir aristokrasisine alternatif bir tarım toplumu karşılaştırmasını bir kenara bırakır. Farklılıkların toplumunun oluşturduğu mozaiğin, tek tip bir toplumdan çok daha güçlü olduğunu kavrayabiliriz.

Sevgi ve Saygılarımla,
Altuğ Aytaçoğlu. 15.03.2021

Varoş” üzerine 6 yorum

  1. Çok doğru bir tespit kardeşim maalesef durum bu. Son dönemde bazı sohbetlerde şu ifadeyi kullanıyorum. Deveye sormuşlar boynun neden eğri diye. Demiş nerem doğru ki… üzgünüm durum bu.. selamlar

  2. Paylaştığın görüş ve düşüncelerin için kutlar ve hissettiğimiz, yaşamak istediğimiz bir dünya için soluksuz çalışacağımızı belirtirim. Kalemine sağlık dostum.

  3. Altuğ, yazılarını okuyorum. Çok da güzel paylaşımlar.
    Bunlar sonuçta bir GÜNCE olmaya hazır ya da online bir kitap.
    Kal sağlıcakla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir