GenelGünlük

Kentsel döndük

Anlatacak çok şeyler var.
Yazmaya başlayalım…

Bundan seneler önce ilk yazılarımı yazmaya başladığımda, sebebim yaşadıklarımı unutmamaktı. Yazdıklarımı sanki karşımda birileri varmış ve sessizce beni dinliyormuş gibi yazdım hep. Karşımda beni dinleyen samimi bir sessizlik gün geçtikçe beni ne kadar rahatlattığını anladım. Bugün bile yazılarım benim bir parçam gibi. Kimi zaman bir isyanın, kimi zaman sevincin-coşkunun eseridir. Bazen okunan iki satır yazının yaşattıklarını, öğrettiklerini paylaşma isteği tetikledi ama hiçbir zaman sadece yazılması gerektiği için yazılmadı.
Hayatımda hep duygu yoğun yaşamaya gayret ettim. Bu belki de duygusuz bir hayat sürdüğümüzdendir. Önceleri kimseler okumaz diye düşündüklerim için çok garip yerlerden garip tepkiler geliyor. Ama halen daha yalnızlık! Yazarla kalemi ile arasındaki ilişkiyi güzel tanımlayan duygudur gibi geliyor. İyi bir arkadaştır ve hep iyi de bir tanıktır. Sizinle yaşar, görür, hisseder. Tanır sizi anlayacağınız.
Bazen yazdıklarınız açık bir gerçeği yüzünüze vurur kabullenmek istemediğiniz. Uzun zamandır yazmak istemediğim anılarım var, kabullenmek istemediğim. Eğer bu dünyada azıcık bir adalet kaldıysa bile ben bunu göremiyorum…
Ortalıkta kol-gezen kötülüğü biraz daha net algılanabilmesi için azıcık daha önceden girmem gerekir konuya.
Günlerden bir gün bir kişi bir apartmanın bodrum katında diğer katlardan daha küçük bir dairede ailesi ile yaşıyormuş. Belki böyle düşünmüyormuş ama kendisini önemseyen komşuları bile varmış. Buna rağmen Dışarıdan gelen bencilce bir oyuna dahil olmuş. Tek düşüncesi ama tek düşüncesi “etrafındakileri sömürerek bundan kazanç sağlamak” isteyen birileri bu kişiye bir teklifte bulunmuşlar. Demişler ki “sen bize bu daireyi ver biz de sana başka bir yerden normal bir daire verelim.” Ve sen de bunca zamandır hak ettiğin gibi yaşa demişler. “Bu adamlar bana bu iğliği neden yapıyorlar” diye hiç düşünmeden dediklerinin karlı olduğunu düşünen adam teklifi kabul etmiş.

“Bir ülke, adil olmayan bir şekilde birilerini kar ettirmek uğruna diğer vatandaşları üzerine kumpas kurar mı?” Bu gözler bunu da gördü.

Bu kumpasın birçok tipini burada tartışabiliriz ama biz sadece kentsel dönüşümü konuşacağız. Olay çok açık bir şekilde cereyan ediyor ama akıntı sizin karşı koyuşlarınızı boğuyor yalnızlaştırıyor. Bölgede bir karar alınıyor. Şehrin adliyesi yer değiştirilecek. Bu durum o bölgedeki gayrimenkulleri değerlerini yükseltiyor. Bu durumdan habersiz, Hayatını eski güzel günlerin değerlerine göre yaşayan insanlar tabiki bu oluşan ranttan habersiz yaşamaya devam ediyorlar. Bir gün bir bakıyorlar ki oturdukları bina hakkında yıkım kararı çıkıyor. Peki neden çıktı bu karar? Neden icap etti? Nasıl olur?
Bu durumda Kentsel dönüşümün anlamı hakkında duralım…


Kentsel dönüşüm:

Ülkemiz deprem bölgesinde yer almaktadır ve ne yazık ki binaların %90’ı depreme karşı dayanıklı değildir.
Depreme dayanıksız, fiziki kullanım ömrünü tamamlamış binaların ciddi can ve mal kaybına neden olduğunu birçok kez yaşayarak öğrendiğimiz ülkemizde, kentsel dönüşümle birlikte ailenizi ve sevdiklerinizi depreme karşı koruyabilir, yeni, konforlu ve daha güvenli evlere sahip olurken devletin sağladığı avantajlardan yararlanabilirsiniz.
Depreme dayanıksız ve riskli binaların, kat maliklerinin talebi doğrultusunda devletin sağladığı kredi desteği, harç-vergi muafiyetleri, kira yardımı gibi teşvikler ile depreme dayanıklı, güncel imar planlarına uygun, modern ve estetik binalara dönüştürülmesi için 31.05.2012 tarihinde 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunu yürürlüğe girmiştir.

6306 SAYILI KENTSEL DÖNÜŞÜM KANUNU’NUN TEMEL AMACI NEDİR?

Kentsel Dönüşüm Kanunu ile afet riski altındaki alanlar ile riskli yapıların dönüşümü sağlanarak sağlıklı, güvenli ve yaşanılabilir çevreler oluşturmak hedeflenmektedir.

KİMLER BAŞVURU YAPABİLİR?

Riskli yapı tespiti yapılması istenilen kat maliklerinden herhangi birinin başvurusu yeterlidir.


Kulağa ne kadar da güzel geliyor değil mi? Sanki sosyal devlet üzerine düşen görevi yerine getiriyor ve yerleşim yerlerindeki tüm meczup, kırık dökük, yıkılmaya yüz tutmuş evleri – konutları yıkıp yerlerine mülk sahiplerine sıfır depreme %100 dayanıklı yeni evlerin tapularını dağıtıyor.

Ne güzel dünya değil mi?

Şimdi bu alt katta oturan bu kişiye birisinin sıfır daire hediye etmesini hatta üzerine bir miktar paranın da verilmesi anlamlaşmaya başlanıldı bile ama her zaman bir delik geriden gidilerek golf oynanılıyordu. Baştan söyleyeyim bu binada yaşayan insanların yaş ortalaması 65 ve üstü. Kanunen yapılabilecek hiçbir şey yok. Herşey yasal. Peki mütahit binanın yıkımı ve sonradan yapımı için garantiyi neren buluyor ki işlemleri kendi adına yürütüyor masrafa giriyor evler daireler veriyor. Acaba birileriyle kapalı kapılar arkasında anlaşmalar mı yapıldı? Herkes kendince aciz protokollerini, kırmızı çizgilerini ortaya koyuyor. Bir harala gürele notere kalabalıkta aceleyle imzalar atılıyor. Bilin bakalım ihale kime kalıyor? Alt katta daireyi satın alan ve duvardan bir parçayı Ankara’ya “Bu bina yıkılmak üzere, aha da bu duvarının taşıdır, alın bunu analiz edin ve bize yardım edin” diye başvuru yapan yeni ev sahibininekalıyor. Adama sormazlar mı?

“Yahu sen bu evi yeni almışsın yıkık dökük evi neden aldın o zaman?”

Diye. İnsanın gülesi geliyor ağlanacak yerine. Toplantının birinde ihaleyi alan mütahite sormuş babam (yani devletinin arka çıkması, koruması gereken düz standart emekli bir vatandaş olarak) “Yahu Sen bu binayı neden yıkacaksın?” diye. Evet gerçekten de sorulması gereken en doğru soru buydu bence. Peki cevap …
“Sen merak etme amca yerine aynısını yapacağım.”
– “Tamam işte bende bunu söylüyorum aynısını yapacaksın madem, neden yıkıyorsun?”

– “Evinizi sıfırlayacağım değeri artacak”
– “Neden bunu yapacaksın?”


Burada bir dip bilgi vermek istiyorum:

Babamın o binada aynı katta Bir dairesi daha vardı ve o daireden bir odayı kendi dairesine eklemişti. Ve bu değişikliği belediye ve tapu hayıtlarına yeni proje çizdirerek onaylatmıştı. Ama zaman içinde arka daire bir sebepten (Babamla alakalı değil) Banka haczi neticesinde el değiştirdi. Yani Babam diğer dairelerden görece daha geniş bir yaşam alanına sahipti. Arka daireyi alan bankadan daireyi bu haliyle almıştı ve iki senedir de bu şekilde oturuyordu. Evet bir şekilde üslenici firma ve babam arasında bu konu ile protokol yapılıyor.

Bu bilgiyi şunun için anlattım. İşle kişilerin alehinde nasılda dönüşüyor insanlar ne kadar devletin desteğiyle mağdur olabiliyor. İnsanlar çıkarları uğruna nasılda çirkinleşebiliyorlar.


Evet bu durumda çıkan yıkım kararını nasıl geri çevirebilir de geldi aklımıza. Sonuçta Devlet adildi ve yargı yolu açıktı. Hatta diğer malikler ikinci bir başvuru ile tekrar numune göndererek ilk sonuca itiraz edilebilirdi. Bu işin 10.000 civarı bir masrafı vardı ve kalkıp devletin göz önündeki bir kurumuna “biz burada yanılmışız” dedirtecektiniz? Ve bu karar Belirtilen yıkım tarihinden sonra gelecekti ki hiçbir anlamı olmayacaktı. Çünkü bu sadece göstermelik bir itiraz yoluydu. Neticede yıkım gerçekleşti. Kişiler bulabildikleri evlere kiralara çıktılar filan. Devamlı notere çağrılıyor bir projeler imzalatılıyor. Her şey bir boğuntu ve aceleyle yapılıyor. Herkes kendince bir çıkar sağlamaya çalışılıyordu. Ben bu gibi durumları hep bir leşin etrafın doluşmuş leş yiyicilere benzetirim. Ne kopartırsak kârdır telaşıyla kirletilen yaşam hikayeleri. Hatta bazıları büyük lokmayı kaçırmanın onur kırıklığıyla dönerler huzursuzlaştırılmış yaşantılarına. Halbuki olayın kendisi saçmadır. Baştan sona tek olması gereken müteahhittin (Yüklenici demektir) para kazanmasıdır. Bu gerçekleşirken ne çıkarsa bahtına olayıdır büsbütün.

Yılım başlar ve talan başlar. Şöyle söyleyeyim, ben, şahsım kendi evimin kapısını yıkım ekibinden parasını tekrar ödeyerek almak zorunda kaldım. (Merak eden olursa gösterebilirim çünkü tam bir müstesna olaydı) O derece bir talan gerçekleşiyor. Tam bir çılgınlık. Bu çılgınlığın ortasında birisi ki yıkım konusunda yetkili birisi: “Bu nekadar sağlam bir binadır, yeni yapılarda bu demirin yarısı bulamazsın. Yazık” dedi. İşte işin özü de buradaydı. Kimsenin derdi depreme karşı dayanıklı ev yapmak değildi. Mesele ev alacak adam, ev yapacak yer azaldığı için mevcudu yıkıp yerine yenisini yapmanın fizibilitesi daha yüksekti. İşlem hacmi yaratılıp zengin olunuyordu. Tam bir ölü yiyicilik değil mi bu?

Sistem kurulmuş tıkır tıkır işliyordu. Sonra ne mi oldu? Çok ilginç ama başından beri pervane olan x müteahhit firma bu işi ekonomik olarak tamamlayamayacağını dile getirip bir şey sormadan işi y firmasına devir etti ve kayboldu gitti. “Kayboldu gitti” yanlış anlamayın Kendi benzer işlerine halen daha devam ediyor. Sadece bizimle işi bitti. Ve bize ben bu projeden ayrıldım gerisi benim meselem değil. Bundan sonra muhatabınız bu y firması dendi. Bu y firması ne yaptı, Sizin özel olarak yaptığınız protokol ve anlaşmaları ben tanımıyorum. Benim projem bu ve ben bunu yapacağım sizde EŞŞEK gibi kabul edeceksiniz. Pek tabi ki her şey kuralına uydurulmuş ama yargı yolu açıktı.

Yargı yoluna gittik mi? Gittik tabi ki… Devletimize, hukuka güvenmeyecektik te neye güvenecektik? Önce görüştüğümüz avukatlar “%100 haklısınız” diyor sonra cayıyorlardı. Tapu kayıtları, belediye, projeler, hep lehimizeydi ama “o imzayı atmayacaktınız, Dolandırılmışsınız?” Eee, tamam işte yapalım, yürüyelim buradan… “Olmaz ben alamam bu işi. Bu işi alacak tek avukat var o da “y müteahhitlik” firmasıyla çalışıyor.” İşte böyle bina çatır çutur yapılıyor. Sonuç Annem Babam ve ablam beraber dört kişilik mutlu hayatımızın geçtiği anıların evi yerine 1+1 ofisten bozma saçma bir butik daire. Şimdi ne pompalanıyor biliyor musunuz? Allahtan daireniz bitmiş bitmeyebilirdi de. Bizim ki daha bitecek gibi değil diyenler var. Yani ne imiş? Halimize şükür diyecekmişiz.

Şimdi Bir Kaos ortaya koyalım. Bu şartlarda Adalet senden yana olması için Nüfuslu ve Zengin olmamız gerekiyor. Bu şartlarda zengin ve nüfuslu olabilmek içinde adaletsizlikten besleniyor olmanız gerekli.

İşte tam da bunun mücadelesini veriyoruz. Ve bu mücadeleyi aciz yaşantımızdan daha kıymetli görüyoruz. Mücadelemiz cumhuriyettir. Çünkü Cumhuriyette Kanun karşısında herkes eşit. Peki biz bu mücadeleyi verirken karalanan, hayatlarımız ise biz ne için mücadele ediyoruz? Verdiğimizi düşündüğümüz bu kutlu mücadele boynumuza yük olmuş bizi aşağıya çekiyor.

Halen daha cevaplamak istemediğim bir soru var.

“Bir devlet, adil olmayan bir şekilde, birilerini kar ettirmek uğruna diğer vatandaşları üzerine kumpas kurar mı?”

Bu konuda herkesin kendi payına verecek bir cevabı söyleyecek bir sözü vardır. Ama yüreğimizin sesini dinlemeye devam edeceğiz. Çünkü cevabını veremeyeceğimiz bir gelecek bizi karşısında mücadele verdiğimiz karanlık yüzlere dönüştürür.

Hayatım boyunca gurur duyduğum, Babamın bana bıraktığı onurlu yaşama mirasıdır.

Saygı ve Sevgilerimle

Altuğ Aytaçoğlu – 12.04.2021

Kentsel döndük” üzerine 2 yorum

    1. Kıymetli yorumlarınız için çok teşekkür ederim.
      Evet maalesef çalınan çocukluk hatıralarıdır… Ama hatıralar bizi biz yapan temel taşlarımızdır. Unutulmamalıdır ki kovadan bir kepçe su alındığında bilinmelidir ki kova hala su doludur. Evet azalmıştır ama vardır. önemli olan suyu kirletmemektir. O yüzden birbirimize sahip çıkmamız koruyup kollamamız gerekmektedir. Yorumlar paylaşımlar çok kıymetli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir