Bilgi

Isı – Sıcaklık – Enerji

Aynı odadaki su bardağına parmağımızı daldırdığımızda ne hissederiz?
Burada bir gariplik yok mu?

Bu yazıyı yazmamdaki sebep, zaten bildiğimizi düşündüğümüz olguların aslında bilimsel düzeyde ne kadar farklı anlamlar içerebileceği ile ilgili. Ve bu farkların bilinmesi çevremizi algılamada inanılmaz bir fark yaratması. Zaten akside düşünülemezdi. Ama birçok düşünme biçimin var olduğu da bir gerçekliktir ama tabi ki bu konuda başka bir yazının konusu olabilir. Yanlış anlaşmaya izin vermemek adına benim bir bilim insanı olmadığımı, sadece bilime ilgili birisi olduğumu belirtmek isterim. Hatırlayabildiğimden beri bilimsel düşüncenin temel sorusu olan soruyu hiç vazgeçmeden hep sormaya çalıştım. Sonuçta bu “Neden?” sorusu sizi araştırmaya iter.
Camın arkasını nasıl görebiliyoruz?
İki demir parçası neden bir ara geldiklerinde karışmıyor?
Ateş elimi neden yakıyor da maşayı yakmıyor. Ya da yakması için ne kadar süre ateşte tutmam gerek? Ve bu soruların onlarcası her an beynimin içinde sorgulanıp sorgulanıp duruyor.
Yapılan bu araştırma da çevremizi daha iyi daha doğru algılamamızı sağlar. Bu konuyu ayrıca irdelediğim. Geçmişte yazdığım diğer yazımı tavsiye ediyorum.

Eminim “ISI” dediğimde aklınıza bir şey gelmiştir ya da canlanmıştır.
Isı: temas halindeki iki sistem arasındaki sıcaklık farkından kaynaklanan enerji alışverişi sürecine ısı denir. Isı bir enerji aktarım yoludur. Başka bir değişle iki sistemin taneciklerinin çarpışması sonucu enerjilerini birbirlerine aktarmasıdır. Sıcaklığı yüksek olan sistemin taneciklerinin enerjileri, sıcaklığı düşük olan sisteminkinden fazladır. Bu nedenle ısının yönü sıcaklığı yüksek olan sistemden sıcaklığı düşük olan sisteme doğrudur. Eğer iki sistemin sıcaklığı eşit ise taneciklerin enerjileri de eşit olur, bu nedenle ısı aktarımı olmaz. Bu eşitlik durumuna ısıl denge denir. Peki bu ne demektir. Odanın ortasında yanan sobadaki sıcaklık, odanın sıcaklığından yüksek olması nedeni ile soba, odaya ısı aktarır. Sobanın odaya aktardığı ısının enerjisi içinde yanan daha sıcak (Daha fazla enerjiye sahip) odunlardan gelmektedir. Ancak burada anlaşılması gereken bir konu: Isının bir enerji olmadığı, temas halindeki cisimlerin enerji farklarını aktarım biçimidir. Yani ısı aktarımın kendisidir. Elinizi sobaya yaklaştırdığınızda soba yanıyorsa o sizi ısıtır. Eğer yanmıyorsa siz onu ısıtırsınız. Bilemiyorum anlaşılabilir oldu mu? Ama bu kavramı doğru anlayabilir isek. Konuda birazcık daha derinleşebiliriz.

Hiç aklınıza geldi mi? Akşam yalın ayak evde dolaşırken ayağımız taşa geldiğinde üşür. (Taşa basma yada oturma taş çeker) ama bir ayağımız halıda iken üşümez. Odanın içinde tabanı da halıda aynı sıcaklıkta olmasına rağmen taş neden üşütüyor. Çünkü taşın öz ısısı da halının yapıldığı yün ipliğinin ısı iletkenliği ile ilgilidir. Peki taşa basınca ayağımız ne zamana kadar üşür? Tabi ki bunların hep formülü var. Ama formüllerle açıklamak istemiyorum ki karmaşa yaşamayalım. Neticede bu bir bilimsel yazı değil.

Ne demiştik? Isı dan bahsedebilmemiz için farklı enerjilere sahip (burada sıcaklık diyebiliriz) iki maddenin birbiri ile teması gerekli idi. İşte bu örnekte olduğu gibi ayağımızın taş zeminle yüzey sıcaklıklarının eşitlenmesine dek üşümeye devam eder. Ta ki bir denge oluşana dek. Bu denkliğe Isıl (Termal) Denge denir? Peki ne oldu şimdi? Bir tespitte bulunalım. Normal şartlarda bir insan vücudu 37 Santigrat derecedir ama odamızın 23-25 Santigrat derecelerde normalmiş gibi gelmektedir. İşte insan vücudunun (diğer vücutlar gibi) mucizelerinden birisi de budur. Organizma var olduğu ortama ayak uydurabilmek için bazı sistemler geliştirmiştir. Bu konu ilginizi çekebileceğini düşündüğüm için detaylandırıyorum. Yoksa konu aşımı oluyor farkındayım. Ama neden sorusunun sonu yok maalesef. Kazdıkça derinleşiyor. Vücudumuz 37 derecesini 36,5 in altına düşürmemek için nefes alarak havadaki oksijeni yakıp soba gibi ısıtır kendini ya da intibak ettiği ısıdan daha sıcak ortamlarda vücudunu ıslatıp buharlaşmasını sağlayarak etrafına enerji aktararak kendisini serinletmeye çalışır. Ve bunu mükemmel bir keskinlikle yapar. Bunu fark etmek bile bir mucizedir. Bazen ortam o kadar soğur ki vücut sobası sıcaklığı 36,5 da dengelemede zorlanır, bu durum titremenin başlamasını sağlar ki bu titreme az da olsa mekanik bir soba daha yakar. Sonrası da var ama şimdilik daha detaya girmeden üzerimize bir şeyler giyerek metabolizmamıza destek olmamızda fayda var. Bunun en büyük sebebi havanın ısı iletkenliğinin düşük olmasıdır. Tabi ki materyalin de etkisi var ama yine de sebep durgun hava yaratmaktır. Zaten materyal etkisi de maddenin ısı iletkenliği ile ilgilidir.

Gördüğünüz gibi etrafımızda bir sürü sorulacak soru var ve bu sorular bizi gerçek çözümlere götürür. Şimdi ek bir bilgi vereyim… iki üç kat ince kıyafet, aynı kalınlıkta tek kıyafetten daha fazla ısıtır. Sebebi aradaki hava boşluğudur. Soğuk havalarda içinize fazladan bir tshirt daha giymenizi tavsiye ederim. Giydiğimiz bu şişme montların tasarlanmasının sebebi içinde muhteşem durgun havanın varlığıdır. Evet umarım anlatabilmişimdir. Kıyafetlerimiz bizi ısıtmaz. Zaten hiçbir şey durduk yere ısıtmaz. Kıyafetlerimiz sadece kişisel vücut sobamızı desteklemek içindir.

Yüksek İrtifada Oksijen eksikliği yaşayan Dağcı yapay oksijen kullanıyor.

“Yüksek irtifada donanlar soğuktan değil oksijenin azlığından donar.”

Evet, işte bilimsel düşünce ve sorgulamanın sonucu bizi hep ileride bir noktaya götürür. Ve bu nokta çevremizi daha farkı ve daha faydalı görmemizi sağlar. Daha doğru çözümler üretebiliriz.

Saygılarımla
Altuğ Aytaçoğlu – 16.02.2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir