GenelGündem

Bilimsel Düşünce

Toplum olarak Bilim’e Fen’e verdiğimiz önem ortada. Burada bilim adamına verilen değer, Karşılaştığımızda yaşadığımız şaşkınlıktan öteye gidemiyor. Aslına bakarsak belki nadir olduklarından, ya da Popüler olmadıklarından olabilir. Bilimle Gerçek işi ve hakkıyla çalışan birisini görseniz emin olun… Uzaylı görmüş gibi olursunuz. Kendimize bir soralım; Ethem Derman (astro-fizik) ya da Ali Demirsoy (Biyoloji) isimleri bize bir şey ifade ediyor mu? Halbuki “Carl Sagan”, “Michio Kaku”, “Neil deGrasse Tyson” ya da “Richard Feynman” ismi bazı coğrafyalarda Rock Yıldızı gibidirler. Öyle karşılanırlar. Biz de Bilim adamı olmak Meşhur bir dizide bor madeni üzerinde araştırma yapan deliden bozma bir kadın olarak yada sıkıcı bir televizyonunda meşur birisini gücendirmesi üzerine vücut bulur. Sonda söylemem gerekeni Başta söyleyeyim… Bilime verdiğimiz önem Bir balığın bornoza verdiği önemden fazla değil. Çok mu karamsarım, Bilmiyorum. Ama bu sorunun cevabını Aşağıda yazdığım yazıyı sonuna kadar okuyup, anlama isteğiniz ile ilgili.

Bilimsel Düşüncenin nasıl bir şey olduğunu ortay koymamız, iyice anlamamız gerekiyor. Uzun zaman önce okuduğum bir yayından, bilimsel düşünce üzerine tuttuğum notlardan faydalandım. Kaynağını hatırlayamadım, bulunca güncelleme yaparım. Kişi duygularına güvenmelidir, hafızasına değil. Bu sebeple not almak önemlidir.

“Bilim ve dinin çatışmasında insanlar, kimi zaman kelimeleri de kamplara bölebilmektedirler. Esasen Eş anlamlı olmamalarına rağmen (bknz TDK). “ilim” sözcüğü dinî referanslı kaynaklarda, “bilim” sözcüğü ise diğer metinlerde karşımıza çıkmaktadır.”

Bilim, gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla önce evrene ilişkin olguları açıklama, sonra bu olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır. Bu bağlamda;

Bilim, olguları açıklamaya çalışan ve bir yanıyla eylemsel (gözlem, deney, ölçüm), diğer yanıyla zihinsel (kavram, çıkarım, hipotez) bir etkinliktir.

Bilimin En önemli özelliklerinden birisi olgusal olmasıdır. Bu özellik, bilimi din, mantık, felsefe, metafizik, sanat gibi diğer bilme, algılama, tanımlama, açıklama biçimlerinden ayırt eden başlıca özelliktir.

Bilimsel önermeler yani teori ve hipotezler, doğrudan ya da dolaylı olarak gözlenebilen yani gözlem ve deney gibi eylemsel olgularla ilişkilendirilir. Bu önermelerin doğruluğu ya da yanlışlığı, dile getirdikleri olguların veya olgusal ilişkilerin var olup olmamasına bağlıdır.

Bu bakış açısıyla, bilimsel genellemeler (hipotez, teori) gözlem ve deney sonuçlarına dayanılarak kanıtlanmadıkça geçerlik kazanamaz. Bu doğrultuda, bilimsel önermeler, sentetik önermelerdir. Sentetik önermeler, ancak gözleme ve deneye başvurulduğunda doğruluğu ya da yanlışlığı anlaşılabilen önermelerdir. Analitik önermeler bu işin opozitidir. Analitik önermelerde kanıt önermenin gözleme ihtiyaç duymadan önermenin kendisinden hareketle kanıtlanır.

Bir diğer Bilimsel düşünme kanıtı da. Ortaya konulan hipotezin mantıksal ilişki kurulabilecek bir ölçüm ya da gözlem edilmesi gerekliliğidir. Bilimsel bir uğraşıyla ulaşılan sonuçların her türlü çelişkiden uzak, kendi içinde tutarlı olması gerekmektedir. Birbiriyle çelişen iki önermenin doğruluğundan söz edilemez.

Bir teoriyi doğrulamak için gözlem olgularına başvurmak gerekir. Ancak bunu yapabilmek için de öncelikle teoriden birtakım gözlenebilir sonuçlar çıkarmaya ihtiyaç vardır. Bu çıkarsama işlemi, tümden gelimsel mantığın kurallarına dayanmaksızın başarılamaz. Yani Bilimsel düşüncede teoriyi, gözlem ve deney yapılabilecek ortam ve aralıkta olmalıdır.

Bilimin temel özelliklerinden üçüncüsü nesnelliktir. Bilim insanları bilimsel uğraşılarında kişisel eğilim, istek ve önyargıların etkisinde kalmamaya, olguları oldukları gibi saptamaya ve yorumlamaya çalışmaktadır. Ancak, dış dünya ile insan zihni arasındaki ilişkinin dolaylı olması nedeniyle burada mutlak anlamda bir nesnellikten söz etmenin imkânı yoktur. Bununla birlikte, bilimsel olma iddiası taşıyan her sonuç ve doğrunun güvenilir ölçütlere sahip olması, bunların bir kişi ya da grubun tekelinde değil, aksine kamusal olmasının bilimde ki sınırlı nesnelliği oluşturduğunun da belirtilmesi gerekir.

Bilimin sahip olduğu dördüncü özellik eleştirel olmasıdır. Bu bakımdan belirtilmesi gereken birinci nokta, bilimin, bilimdışı olup bilimsel olma iddiası taşıyan argümanlara karşı (astroloji mesela) eleştirel bir tutum içerisinde olduğudur. Bilimin eleştirel olma özelliği ile ilgili olarak belirtilmesi gereken ikinci nokta, bilimin bu tutumu daha yoğun bir biçimde kendi içinde, yani bilimin kendisine karşı göstermesidir. Bilimde her teori olgular tarafından desteklendiği sürece geçerli olarak kabul edilir.

Bilimin temel özelliklerinden beşincisi bilimin genelleyici olmasıdır. Bu özellik bilimin tek tek olgularla değil, bir olgu sınıfının paylaştığı özellikle ya da olgular arasındaki bazı ilişkilerle ilgilendiğini ifade etmektedir. Bilim açısından tek bir olgunun kendi başına bir önemi yoktur; ancak o, inceleme konusu bir olgu sınıfına üye ise, dolayısıyla bir genellemenin test edilmesi işleminde kanıt görevini görüyorsa önemlidir.

Bilimin sahip olduğu altıncı özellik seçiciliktir. Evrendeki olgular çeşit ve sayı yönünden sonsuzdur. Bilim, kuşkusuz, bunların tümüyle ilgilenmemektedir. Olgunun bilimin ilgi alanına girebilmesi için inceleme konusu bir probleme ilişkin olması ya da bir hipotezin test edilmesinde kanıt değeri taşıması gerekmektedir. Bu bakımdan, bilimsel araştırmaya konu olan olgular, tüm olguların ancak küçük bir parçasını kapsamaktadır. Bilimsel nitelik taşıyan tüm gözlem ve deneyler, ancak belli bir hipotezin ışığında belli olgulara yöneldiğinde nitelik kazanır. Rastgele yürütülen, olgular arasında seçici olmayan bir gözlem ya da deneyin anlamlı ve güvenilir bir sonuç vermesi beklenemez.

Bilimin temel özelliklerinden yedincisi bilimin belirli kabullere dayalı olmasıdır. Bu kabuller çok çeşitli olmasına rağmen, bilimsel uğraşının paylaştığı temel kabuller şu şekilde özetlenebilir:

  • (a) Nesnel gerçeklik,

Evremizde olup bitenlerin hayal ürünü ya da rüya değil, gerçek olduğunu; bu gerçekliğin algılarımız ve varlığımızdan bağımsız, bilgilerimize göre biçimlenmeyen bir nesnel durumda olduğunu ifade etmektedir.

  • (b) Dış dünyanın anlaşılabilir olduğu,

Bizden bağımsız olarak var olan bu nesnel gerçeklik hakkında bilgi edinmenin olanaklı olduğunu

  • (c) Dış dünya hakkında bilgi edinmenin değerli olduğu.

bu nesnel gerçeklik hakkında bilgi edinmenin değerli olduğunu, insanlığın bu bilgi sayesinde ekonomik, entelektüel vb. açıdan yetkinleştiğini ifade etmektedir.

Bu bakımdan, bilimsel incelemeye konu olan gerçek dünya gelişigüzel değil, olguların düzenli ilişkiler içinde yer aldığı, tutarlı, kapristen uzak bir dünyadır. Bilimsel genellemeyle ulaşılan sonuçlar, bu düzenliliği ifade etmektedir. Berili koşullar altında gerçekleşen olayların, söz konusu koşulların bir başka zaman ve mekânda gerçekleşmesi durumunda, yine beklendiği gibi gerçekleşeceği varsayımı bilimde sıklıkla kabul edilen bir beklentidir. Bu türlü bir beklenti, bilimsel uğraşıyı mümkün kılan bir çerçeveyi oluşturmaktadır.

Bilimsel incelemede, her olgu, bizim için saptanabilir olsun ya da olmasın, kendinden önce yer alan başka olgulara bağlı olarak ortaya çıkar. Bu bakımdan, nedensiz bir olgunun varlığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak, burada asıl önemli olan nokta, buradaki nedenin yine doğanın içinde olmasıdır. Yani, bilimsel uğraşıda, üzerine odaklanılan olgunun nedenselliği yine doğa içerisindeki bir başka olguyla ya da olgularla açıklanmaktadır. Bu varsayımdan hareket eden bilim, herhangi bir olgunun açıklamasını o olgunun ortaya çıkış koşullarına başvurarak yapar.

Tüm bu çabalarım, bilim insanlarınında yapamaya çalıştığı gibi geçmişten gelen düşünme mekaniklerimizin yeni nesillere aktarabilme isteğimdendir. Eğer Kişiye Merak duygusunu ve bu susuzluğunu nasıl giderebileceğinin bilgisini aşılayabilirsek. İşte ancak o zaman gelişmiş bir insanlık yaratabiliriz. Bize Habire “Neden?” diye sormamalısın diktesi yapılır. ama sormaz isek Neyi görmeyi Umut ediyoruz.

Başımdan geçen bir anekdot ile bitirmek istiyorum.

Geçenlerde evimizde temizlik işlerinde bize yardımcı olan bu iş ile uğraşan bir ablamıza “Yere damlayan su damlasının nasıl top gibi durabildiğini sordum. O ise bu durumu defalarca gördüğünü ama dikkat etmediğini dolayısıyla da hiç merak edemediğini söyledi.” İşte suyun altında elimizi yıkarken suyun elimizi temizleyebilmesi bu top gibi durma inadını kırmamızla ilgilidir” deyince İçinde birden bir merak uyandı. Umuyorum ki bu merak filizlenmeye başlayabilir.

Altuğ Aytaçoğlu,02.07.2019

Bilimsel Düşünce” üzerine bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir